SON DAKİKA

Türk Halk Edebiyatında Aşıklık Geleneği

    2011-12-11 / 10:30:40
    0 Yorum

“Türkler sık sık yurt değiştirerek, dünyada geniş bir alana yayılmışlar, tarihsel süreç içerisinde pek çok kültür, inanç sistemi ve dinlerin etkisinde kalarak farklı uygarlıklar yaşamışlardır. Bu nedenle Orta Asya’dan günümüze değişen ve gelişen bir edebiyatları olmuştur.” (Günay; ATŞG: 1992)

Halk şiiri geleneği, Türk kültürünün tarihi içindeki değişmesi ve gelişmesine paralel olarak bir değişim ve gelişimi olmuştur. Çünkü “aynı uygarlığa bağlı kültürler, aynı dünya görüşünde birleşirler. Bir uygarlığın dünya görüşü de o uygarlığa özgü bir edebiyat anlayışı doğurur. Edebi eserler de yaşayan bir kültür topluluğunun değerler sistemine göre şekillenir.” (Artun; AAG: 1996)

Bu günkü âşıklık geleneğinde eski inanış ve geleneklerin izlerini bulmak mümkündür. Türklerin İslâmiyet’i kabul etmelerinden sonra edebi şekiller yani özle İslâmi renge bürünerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yani kültür gereği mitlerle örülü destan şiirleri İslâmi öğelerle dolu şiirlere dönüşmüştür.

Âşıklık geleneği, kültür varlığının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Âşıklar, çağlar süren deneyimlerden geçerek biçimlenmiş, kendine özgü icra töresi, geleneğe dayalı yapısı, âşık olma ve âşıklığı sürdürmek için uyulması gereken kuralları olan bir gelenektir. “15. yüzyıldan sonra dini-tasavvufi halk edebiyatından âşık tarzı halk edebiyatı doğmuştur. Bu edebiyatla birlikte “ozan”ın yerini “âşık”, “kopuz”un yerini “kara düzen, bağlama, çöğür, tanbura, çura vb.” almıştır.” (Köprülü; EA: 1989)

15. yüzyıla gelinceye kadar dini-tasavvufi halk edebiyatının yanı sıra sanatçılarına kam, baksı, ozan vb. adı verilen destan geleneği vardı. Ozan-Baksı’lar bildiği, duyduğu kahramanlık olaylarını, zaferleri, felaketleri ve toplumu ilgilendiren sorunları derleyip, düzenleyerek bunları özel durum ve toplantılarda kopuz eşliğinde söylüyorlardı. Örneğin, Oğuzlar’ın ozan dedikleri bu eski rahip-sahir-şairler sihirbazlık, rakkaslık, hekimlik gibi birçok vazifelerinin yanında düzenlemiş oldukları ayinlerde coşkun bir hale gelerek birtakım şiirler söyler ve kopuzlarıyla bu şiirleri çalarlardı. Hatta Türkler İslâm medeniyetinin nüfuzu altında kaldıkları zamanlarda bile bu ozanların sosyal mahiyetleri değişmedi. Sosyal iş bölümü neticesinde büyük merkezlerde şairlik, bakıcılık, hekimlik birbirinden ayrıldı; hastaları hekimler tedavi ediyor, musiki aletini musikişinaslar çalıyor ve eski baksı-ozanların menkıbeleri mutasavvıflara isnat olunuyordu. Ta ki 15. yüzyıla kadar Anadolu’da ozanların izine rastlamaktayız. Bu yüzyıldan sonra ise ozanların yerini âşıklar almışlardır.

“İslâmiyet’in kabulünden 16. yüzyıla kadar olan devre geniş halk kitleleri açısından bir geçiş devresi olmuştur. Bu devrede eski kültürün devamcısı olan ozan gerek Azerbaycan’da gerekse Anadolu’da aynı çizgiyi takip ederek yerini yavaş yavaş âşığa bırakmıştır. Bu geçiş döneminde halk şairleri için ozan, dede, ağsakkal vb. adlar kullanılmıştır. Dini ve tasavvufi şiirler söyleyen bu şairlerin ve günden güne bu sahada kökleşen İslâmi kültürün etkisinde kalan halk şairleri, âşık terimini kendilerine yakıştırır olmuşlardır.” (Oğuz; THE: 2005)

Özkul Çobanoğlu, âşık tarzını, 16. yüzyılda teşekkül etmeye başlayıp 17. yüzyılda oluşumunu tamamlayan bir gelenek olarak dile getirmiştir. Ona göre 16. asırdan önceki dönemde yaratılmış verimler her ne ölçüde âşık tarzına benzerse benzesin ya Tekke ya da Dede Korkut Hikayeleri örneğinde görüldüğü gibi İslâmileşmiş bir surette devam eden ve belki bir ölçüde âşık tarzının sadece öncüsü kabul edilebilecek ozan-baksı geleneğine ait olacaktır, diye açıklamıştır.

16. yüzyıl âşık edebiyatı temsilcileri ve onların ortaya koydukları ürünler hakkında geniş bilgi edinebileceğimiz en eski dönemdir. Bu dönemde ortaya konulan âşık edebiyatı ürünlerinde sade bir halk dilinin tercih edildiği görülür. İfade biçimi, halk türküleriyle Dede Korkut Hikayelerindeki özellikleri yansıtır. Çoğunlukla hece ölçüsünün 8’lisi ile ortaya konulması, bu dönem şiirlerinin eski halk edebiyatı geleneğine tümüyle bağlı ve uygun olduğunu gösterir. Ancak bu yüzyılın ikinci yarısında klasik edebiyatın ve tasavvufi halk edebiyatının etkisi kendini hissettirmeye başlar. Saz şairlerinin şiirlerinde Arapça-Farsça kelime ve tamlamalar çoğalır, klasik edebiyatın bazı nazım biçimleri âşıklar tarafından taklit edilir. Yüksek kültür tabakasının halk şairlerine yapmış oldukları bu etki, takip eden yüzyılda daha da ileri boyutlara ulaşır. Bu yüzyılın en önemli saz şairleri arasında Kul Mehmed, Karacaoğlan, Köroğlu ve Pir Sultan Abdal’ı sayabiliriz.

17. yüzyılda âşık edebiyatı, sınırları belirlenmiş, gelenekleri oluşmuş, kendine özgü kuralları yerleşmiş bir olgunlukla karşımıza çıkar. Bu yüzyıl, âşık edebiyatının genişleme ve yayılma çağıdır. Bu yüzyılda âşık edebiyatı ürünlerinin nicelik bakımından önemli bir seviyeye geldiği, nitelik yönünden ise zirveye ulaştığı görülür. Âşıklık geleneğinin farklı kitlelere yayılarak ilgi alanını genişletmesi, biçim ve tür konusunda önemli açılımlar göstermesi, âşık kahvesi ve fasıl geleneği oluşturması, bu yüzyılda tanık olduğumuz gelişmeler arasında yer alır. Bu yüzyılın önemli şairleri arasında Âşık Ömer’i, Gevheri’yi ve Ercişli Emrah’ı sayabiliriz.

18. yüzyılda çok sayıda şair yetişmesine rağmen, âşık tarzını bir önceki ve bir sonraki asırlarda yetişen sanatkarlar kadar güçlü bir şekilde sürdüren temsilcilere rastlamıyoruz. Bu yüzyılda divan edebiyatının etkisinde kalan, kusurlu bir biçimde aruz ölçüsünü kullanan âşıkların sayısı artmıştır. Bu yüzyılda siyasi tarihimizin önemli olayları olmasına rağmen büyük âşık çıkmamıştır. Yine de Agahi, Bağdadi, Nigari, Sııri gibi âşıkları bu yüzyıla örnek gösterebiliriz.

19. yüzyılda âşık tarzı yeniden yükselişe geçmiş ve önem kazanmıştır. Bir yandan klasik edebiyat içinde mahallileşme akımı artarken, diğer yandan halk şiiri, klasik edebiyat etkisine girerek halktan ve halk zevkinden kopmaya başlamıştır. Âşık zümreleri oluşmuş, İmparatorluğun parçalanması, politik ve sosyal değişimler şiirin konusunu etkilemiştir. Yeniçeri Ocağı’nın kapatılması, tekkelerin zamanla işlevlerini yerine getiremez duruma düşmeleri ve daha sonraları kapatılmaları nedeniyle âşıkların yetişme kaynaklarından çoğu ortadan kalkmıştır. Bu dönemin en önemli şairleri arasında Erzurumlu Emrah, Dertli, Bayburtlu Zihni, Âşık Şenlik gibi isimleri görmekteyiz.

20. yüzyıldan itibaren âşıkların ordudaki görevlerine son verilmesi ve tekkelerin kapatılmasıyla, âşıklar koruyucularını kaybetmişler, bu nedenle âşık edebiyatı bu yüzyılda gerileme süreci içerisine girmiştir. Âşıkların başkentte ve büyük şehirlerdeki ihtişamı kaybolmuş, gelenek, taşrada ayakta kalma mücadelesine girmiştir. Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte Türkiye’de âşık edebiyatının yeniden canlanmaya başladığı görülür. Ancak bu canlanma yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmıştır. Bu dönemin sanatçıları arasında Âşık Veysel, Yaşar Reyhani, Zülali, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova gibi isimler dikkat çekmektedir.

Sonuç olarak, İslâmi devirden önceki dönemlerde, şairliğin yanı sıra hekimlik, sihirbazlık, rakkaslık, musikişinaslık, din adamlığı gibi meslekleri de bünyesinde toplayan ozan-baksı geleneğinin temsilcileri, yaşadıkları toplumda halkın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan ağzı olmuşlardır. Ama değişen kültürel ve sosyal tercihler doğrultusunda yerini aşıklık geleneğine bırakmışlardır.

Anadolu’da oluşan âşıklık geleneğinin şekillenip günümüzdeki biçimini almasında tarihin, kültürel mirasın ve sosyal çevrenin rolü çok önemli olmuştur. Bazı dönemler yükseliş, bazı dönemler ise alçalış gösteren bu gelenek, eğer edebi gelişmeleri takip eder, insan gerçeğini bireysel ve toplumsal boyutuyla dile getirir, seslendiği kitlenin kimliğini yakalayabilir, toplumun önüne geçer ve yeni kitleleri kucaklar ise, o zaman eski itibarını tekrar kazanmış olur.

 

 

 

KAYNAKLAR:

 

Günay, Umay, Türkiye’de Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi, Akçağ Yayınları, Ankara, 1992, s. 3-4

Artun, Erman, Günümüzde Adana Âşıklık Geleneği ve Âşık Feymani, Adana Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, Adana, 1996, s. 11

Köprülü, M. Fuat, Edebiyat Araştırmaları I, Ötüken Yayınları, 3. Baskı, İstanbul, 1989, s. 57-58

Oğuz, M. Öcal, Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, 3. Baskı, Grafiker Yayınları, Ankara, 2005, s. 170

 

 

Boş bırakamazsınız. Bu adres geçersiz.
Boş bırakamazsınız.
Boş bırakamazsınız.
Boş bırakamazsınız. En az 6 karakter En fazla 10 karakter
Boş bırakamazsınız. Şifreler eşleşmiyor.
Boş bırakamazsınız.
Boş bırakamazsınız.
E-Gazete (Milletin Sesi)
E-Gazete (Dava)