BÖYLE GELMİŞ AMA BÖYLE GİTMEZ

Tanzimat’la birlikte başlayan batı özentisi
günümüzde zirve yapmış durumdadır.
Gençlerin saç stilinden sosyal medya
zübüklüğüne kadar her şeyimizle batıya
benzedik. Bu benzeyiş o kadar kahredici ki sadece
yıkıcı ve tüketici yönlerini aldığımız batının
gelişen kalkınan, üreten tarafına kapalıyız.
Dün de bahsetmeye çalıştığım gibi ülkemizde
acayip bir özgürlük alanı mevcutken batı
bu meseleyi içinde
kökünden çözmüş.
Her konuda örnek
aldığımız, benzemeye
çalışarak kendi benliğimizi
unuttuğumuz
batının bu yönünden
niçin bir şey almıyoruz
bilemiyorum.
Fransa’da yaşayanların
anlattıklarına
bakınca herhangi bir
asayiş olayını öyle tv
ekranlarında ballandıra
ballandıra anlatıp
diğer suça meyilli insanları
teşvik edemiyorlar.
Belirli kıstaslarla verebiliyorlar haberleri
ve genellikle susmak zorunda kalıyorlar. Bunu
yasak ya da sansür olduğu için değil, toplum
sağlığı ve toplum huzuru önemsendiği için yapıyorlar.
Biz de ise durum tam tersine…
“Palu Ailesi” benzeri çarpık aile hayatları
boy boy ekranlarımızda gösteriliyor. Aralarında
hemşerimizin de olduğu bir grup sürekli çıplaklığı,
şöhreti, moda ve tüketim manyaklığını
pompalıyor. Netflix başta olmak üzere benzeri
platformlarla cinsellik uç noktalardan özendiriliyor.
Genel izleyiciye açık dizilerimiz çıplaklığı, aldatmayı,
vurup kırmayı, mafya bozuntuluğunun
çok cazip bir hayat olduğunu körpe beyinlere
öğretiyor. Tüm bunlara rağmen ne hükümetten
ne RTÜK’ten ne de başka bir mecradan tepki
gelmiyor. Halk adeta uyuşturulmuş gibi…
Bizi, kurbağa gibi ısıta ısıta öldürüyorlar ve
bunu pompalayan batı, kendi içinde çok farklı
bir tutum sergiliyor. Acı olsan ile her haltını aldığımız
batının bu yönüne çok ama çok yabancıyız!