Bu bir baş kaldırmadır

Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, kanunların kendisine verdiği yetki doğrultusunda, üniversitelere rektör ataması yapmaktadır.Bu çok normaldir. Ki, 2018’den beri, 13 üniversiteye rektör atamıştır, bundan böyle de atayacaktır.
Türkiye'de veya başka birçok ülkede rektörlük makamına gelecek bilim insanını, Cumhurbaşkanı ya da başka bir devlet erki atamaktadır. Bu hep böyle olmuştur.
BÜ gibi bazı üniversiteler, üniversiteyi bir bilim yuvasından çok, bir ideoloji yuvası haline getirdiler.Bilimi hakim kılmak yerine, ideolojiyi hakim kıldılar. Bu durum dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Mesela sizin üniversitenizde yıllardan beri, bir İslamcı, muhafazakâr veya ülkücü asistan, idareci ya da öğretim üyesi diyebileceğimiz, on-onbeş insan yoktur. Her türlü siyasal, kültürel, öğrencilerin bulunduğu orada, neden İslamcı, dindar,muhafazakâr, ülkücü bir öğretim üyesi yoktur?. Orası sizin babanızın tapulu yeri mi? Çünkü orası bir, getto.
Türkiye’deki sisteme göre, rektör atamaları, özellikle 15 Temmuz hain darbesinden sonra,
YÖK’ün tercihi ve Muhterem Cumhurbaşkanı’mızın onayı ile gerçekleşmektedir.Bu durum, yalnızca Boğaziçi Üniversitesi için uygulanmış bir durum değildir. Türkiye’de bugüne kadar farklı sistemler denendi. Bunun büyük çapta olumsuzlukları da görüldü. Maksat, bu tekelleşmeyi önlemek ve bunu ülke sathına yaymaktır.
Bu olaylar,başta Boğaziçi Üniversitesi olmak üzere, Türkiye'deki bazı üniversitelere çöreklenmiş, belli ideolojik gruplarını da tartışmaya açmıştır. Yok efendim, bu Boğaziçi geleneğine aykırı imiş. Ne geleneği ? Böyle bir saçmalık olamaz. Bu da külliyen yalandır. Boğaziçi'nde, İTÜ'lü, Prof.Dr.Ergün Toğrol hoca hem de iki dönem rektörlük yapmıştır.
Başta, BÜ’de görev yapan akademisyenler, sizi analarınız, BÜ’de mi doğdu, orada mı göbeğiniz kesildi ? Sizler de zamanla ülkemizin çeşitli üniversitelerinden gelerek orada göreve başladınız. Öyle, gelenek diye bir saçmalık yoktur.Halbuki, üniversiteler, şehre, halka, ülkesine ve dünyaya dost, açık, duyarlı, irtibatlı olmak zorundadırlar. Ama bazı üniversiteler,üstünlük,kibirlik kompleksiyle yanıp tutuşmuş, gettoya dönüşmüşlerdir. Böyle üniversitelerin ne topluma ne de bu güzel Türkiye'mize hiçbir faydası yoktur. Gerçeklerden kopuk,saltanat hayatı yaşayan, sorun çözmeye niyet etmeyen, sorumluluk almaya hiç yanaşmayan, hayatın içinde değil, üstünde olan, halka kapalı, Berlin Duvarları yüksek ve kalın, bazı üniversiteler, bu toplumun sırtına ağır yük olmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bir türlü, kendinizi yenileyemediniz, dünya ile kopuk yaşadınız.
Ey akademisyenler !.. Sizler bu saçmalıkları bırakın da işinize bakın. Bakınız, bugüne kadar Nobel Ödülü alan bir akademisyenimiz yok. Güney Kore’de, üç üniversite, her yıl ilk 100’e girmektedir. Sizin de içerisinde bulunduğunuz BÜ, yıllardır.dünya üniversiteleri içerisinde,
600’lü, bandında patinaj yapıp durmaktadır. Üstelik bugüne kadar hep de geleneğinizden gelenler rektör oldu da ne oldu? Siz bunlara çare bulun? Ne eylem yapıp duruyorsunuz?
Sizlerin bulup ürettiğiniz, katma değeri yüksek, bir Samsung, bir Apele gibi, bir teknolojik eserimiz yoktur. Üniversitenin asli görevi şöyle tanımlanmıştır. Üniversite; yüksek düzeyde bilimsel araştırma yapan,kaliteli bilgi üreten,dünya normlarına göre bireysel özgürlükleri savunan,bilim, bilişim,teknoloji,proje üreten,icat yapan,patent alan vb.şeyleri yapan yerlerdir. Ama, sizin gibi, asli görevini bırakıp bu saçma-sapan işleri yapan, bazı üniversitelerin amaçlarında ve asli görevlerinde ne yazık ki bunlar hiç görülmedi ve yoktur.
İşlevi,hedefi ve yükümlülüğü olarak nitelikli insan gücünü sağlayan,araştırma yapan, bilim insanı yetiştiren, uluslararası ölçekte araştırma yaparak bilgi üretip bu üretilen bilgiyi teknolojiye dönüştürerek satıp ülkeye giren dövizlerle ülkeyi zengin kılan,toplumun refah seviyesine katkı yapan ve topluma aktaran yerlerdir, üniversiteler.
BÜ’deki olayların amacı,artık anlaşılmıştır ki rektör atamasını bahane edip bu Devlet-i Aliye ve AK Parti Hükümetimize ve Muhterem Cumhurbaşkanımıza bir baş kaldırıdır. Artık bunu
anlamamız gerekmektedir. Unutmayınız ki bu aziz millet,15 Temmuz’da, bunu yapanların o kalkan başlarını ezmiş ve onlara fırsat vermemiştir/ vermeyecektir.
Ey öğrenciler !..Sonuçta gösteri anayasal bir haktır, bunu da kanunlar doğrultusunda yapanlara diyeceğimiz yoktur. Ama bunu yaparken "katil devlet, katil polis" diye bağıranlar, kamu malına zarar verenler, kurtarılmış bölgeler oluşturup asayiş ve güvenliği bozup işi giderek bir kalkışmaya, bir baş kaldırıya dönüştürenlerden hesap sorulur/sorulacaktır.
Ey eylemciler !..Siz ne istiyorsunuz ? Olay rektörle ilgiliyken, niçin İslami kutsallara saldırıyor,benim kutsal değerim olan, Kâbe-i Muazzama’yı yerlere atıyorsunuz. Sizleri şiddetle lanetliyorum. Sonra da “ Niçin hükümeti eleştiriyor ve sisteme itiraza devam ediyorsunuz ?” denildiğinde de bunlara cevap veremiyorsunuz.
Ama konuyu, bu Devlet-i Aliye ve seçilmiş Hükümetimize, bir meydan okumaya, bir baş kaldırıya, hatta rektörlük işgaline çevirenlere gereken ders verilir, onlar da bunun sonuçlarına katlanmak mecburiyetindedirler. Gezi kalkışması ile başaramadıklarını, akılları sıra, acaba şimdi neden olmasın mı demektedirler ?…
Gezi olaylarında gördük.Derin odakların da devreye girmesiyle ve yabancıların maşası,
piyonu ve taşeronu olan,bu çapulcularla, bir kalkışmaya girişmişlerdi.Bunu herkes,çok iyi
biliyor ki o bir park ve ağaç kesme meselesi değildi. Bu olay, sürekli büyüyen ve dünyaya kafa tutan, yeni Türkiye’yi durdurmak ve Muhterem Başbakanımızı yıpratmak ve AK Parti hükümetini düşürmek meselesiydi. Hâlâ anlamadınız mı?
Ey eylemciler !.. Sizler,öğrenci değil, şüpheli tipler, bilumum terör örgütleri, Boğaziçili olmayan toplama,piyon, çapulcu,küresel güçlerin uşağı,figüranlarsınız.Protestoları sokak çatışmasına çevirerek meydanda yerinizi aldınız. Ve o bildik Gezi türünden olaylar, olaylar, olaylar…Artık size kimse kanmıyor ve inanmıyor.Kaldı ki orada,14.500 öğrencisi olan,BÜ’nünöğrencileri yoktu. Bu eylemlere katılmamışlardı. Onların olmayışı ve protestolara katılımın azlığı ve yapımın zavallılığı daha net bir şekilde anlaşılmıştır. Orada olanlar,Gezi’deki gibi,taşınmış hazır kıtalar, hain provakatörler ve satılmış piyonlardan başkakaları değildi.
Kaos, darbe, ihtilâl, kalkışma, ismi ne olursa olsun, bunlar, bu aziz milletin hiçbir zaman tercih etmeyeceği ve memnun olamayacağı, habis, pis, adi, alçak, karanlık yollardır. Gizlilikte çirkinlik vardır. Bu gizlilikten medet umanlar da çirkin insanlar ve toplumlardır.
Hülasa-yı kelâm. Problemler hiçbir zaman sokak olaylarıyla,eylemleriyle, terörist uygulamalarla çözülemeyeceğini,Türkiye'deki her kültürlü vatandaş bilmektedir. Kaldı ki sokağı kışkırtanların gerçek niyetlerinin de toplumsal kaos ve provakasyon olduğunu ve bunun da asla Türkiye'nin hayrına olmadığını da artık bilmeyen yoktur. Hele hele o gençler milletin tasvip etmediği bu gibi kirli işlere hiç mi hiç karışmamalıdırlar, küresel güçlerin piyonu, oyuncağı olmamalıdırlar, buna izin vermemelidirler. Buna çok dikkat etmelidirler.
Ey ülkesini seven, gençler ve öğrenciler !.. Siz eylemci olamazsınız. Sizin göreviniz okuyup bu ülkeye hizmet etmektir. Başka da bir göreviniz yoktur.Allah (C.C.)’a emanet olunuz. Allah (C.C.), yar ve yardımcınız olsun. Âmin,Âmin !..
Rabbimiz, Allah (C.C.) Hazretleri, devletimize ve milletimize zeval vermesin. Devletimizi payidâr kılsın. Birlik ve beraberliğimizi bozmak isteyenlere fırsat vermesin. Âmin, Âmin !..
Güzel söz: Denizin dalgaları, mala ile düzlenmez.
Selam ve saygılarımla…
Not : Yüce Rabbimiz, mübarek üç ayların başlangıcı ve Ramazan’ın habercisi olan,rahmet ayı, mübarek Recep Ayı’nın, ülkemize, İslâm Âlemi’ne ve tüm insanlığa, hayırlara vesile eylesin. Âmin, Âmin !..