ERZURUM AH ERZURUM

Hafta sonu Horasan tarafına gittik arkadaşlarımla. Hem haber yaparız hem de (Henege) Hızır Ilyas Kaplıcaları’na gireriz dedik. Bundan bir kaç yıl önceydi o kaplıcaları Horasan Kaymakamı Mahmut Ağbal Bey yaptırdı. Bu dönem “Horasanın Sesi” gazetesinin dizgisini yapıyordum. Haber falan derken o yapım aşamasına yakinen şahitlik etmiş biri olarak dün gerçekten içim burkuldu. O dönemde de oranın haberini yapmıştım. 68 derceyle çıkan suyun özelliklerinden bazıları içinde çinko, demir ve selenyum gibi minarellerin bulunması ve egzema gibi hastalıklara iyi gelmesi bu kaplıcayı kıymetli kılıyordu. Zaman içinde bir çok kez gittim oraya ve her gidişimde biraz daha dökülen ve bağımsızlığa itilen yüzüyle karşılaştım. Köylülerin “su bizim” itirazı, mahkeme süreci derken ellerine geçen hazineyi perişan etmelerine çok kızdım. Oysa ülkemizde selenyum yüklü üç sudan biri oluşu çok önemli bir şansın degerlendirilememesi bölge ve şehir adına büyük kayıp anlamına geliyor. Bir çok girişimcinin tekliflerine projelerine ve müdahalelerine rağmen buranın böyle ucuz hesaplarla harabe edilmesine gönlüm hiç razı olmadı. Dün sosyal medyada bir yemek programında Erzurum’un adı sanı geçince gerçekten şehrimiz adına bir kez daha üzüldüm. Acun Ilıcalı’nın her fırsatta övmeye çalıştığı tanıtım ve reklamında çok emeği olmasına rağmen şehir adına yavaş yavaş sökün eden ruhun farkında olmayanlara sitem ettim kendimce. “Ah ulan Erzurum ah” demek geldi her seferinde ama ne dersen de faydasız. Bize kimsenin sihirli değneği değmeyeceğine ve gökten zembille hizmet gelmeyeceğine göre iş yine bize düşmekte ve gayret etmemiz gerekmektedir. Bu ve benzeri nice kıymetlerimiz heder olurken böyle bakakalmak çok zor iş olsa gerek...