Koçi Bey Risalesi’nde, devlet yönetimi - 2

Koçi Bey, risalesindeki uyarıları,korku nedir bilmeden, hükümdarlara çok net olarak yapar. “İlmiyeye âit yüksek makamların şunun bunun aracılığı ile verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise, ona verilmek gerekir. Kadılık yolunda vâsıta bilgidir. Yaş, sene, soy ve sop değildir.” der.(Risale, s.22).
“Kadıların ahvali ile meşgul olmak mühimlerin de mühimidir. Çünkü, kadılar, çok hor ve aşağılık hâle gelmişlerdir... Halk içinde hürmetleri, itibarları kalmamıştır. Daha yüksek makamlara yazdıkları dinlenmez olmuştur. Bir zâlimi bildirseler, o zâlimin yükselmesine sebep olur. O halde nasıl zulmü ortadan kaldırsınlar ki?... Hakikaten onlarda da zâlim olanlar, tam olarak derinliğine anlaşıldıktan sonra, azil ile yetinilmeyerek kimi sürgün, kimi ömrünün sonuna kadar azil olunmak gerektir. Aldırış etmemekle âlem elden gider.” (s.23).
“Adaleti dağıtan kadılar (hakimler) ehliyetsiz kişilerden olursa adalet yara alır. Adaletin terazisi bozulur. Kadıların üzerinde eşrafın, zalimin baskısı olursa yine adalet dağıtılamaz. Kadı’nın kendisinde suç varsa bu takdirde de kanun verdiği cezaya müstahaktır, böyle olunca herkes görevini hakkıyla yapar.”,
“Din işleri sorumlularının, imamlıktan, şeyhülislamlığa kadar hepsinin bilgili, irfan sahibi olması gerekirken, ehliyetsiz kişilere bu görevlerin dağıtılması, dinsel alanda gericiliğin, taassubun kaynağı olur.”,
“Eğitim alanında da görev yapanlar böylesine yeteneksiz kişiler olursa fayda sağlayan, işe dönük, hayata dönük pozitif bir eğitim mümkün olmaz. Bütün bu açıklamalarla birlikte devlette ve siyasette bozulmanın nedenleri ortaya çıkmaya başladı.” der. Bunlar:
1.Siyaset’in en yüksek noktasındaki otorite olan, Sultan’ların halktan kopmaları, devlet işlerinden uzaklaşmaları, israf, zevk ve sefaya düşkünlükleri,
2.Ordunun savaşma yeteneği olmayan, kazanç peşinde koşan ve yanlış işler yapmış olanlarca doldurulması,
3. Adaleti dağıtan kadıların ehliyetsiz kişilerden seçilmesi, halkın gözünde itibarlarını yitirmeleri,
4.Dini görevlerin ve eğitim görevlerinin ehli olmayanlara para karşılığı verilmesi, kuralların ihlali.
Koçi Bey, bunları 1630’lu yıllarda gördü ve Sultanlarını uyardı. Ne kadar işe yaradığına tarih şahittir.
Koçi Bey, dine çok daha sık atıfta bulunur. Sorunları aktarırken bunlardan, Padişah’ın ceza günü sorumlu tutulacağı endişesini taşır ve bunu Padişah’a yansıtır.
“Bütün bu zulümler, ceza gününde saâdetlû padişahımdan sorulur. Halbuki aslında padişahımın haberi yoktur. O halde sorumlu olmak ne revadır ? “ der. (Risâle, s.52).
Hükümdara yönelik hitaplarında, dini kavramları kullanmaya özen göstermiş ve ;
“Hamd ve senâyı önsözün tacına süs ve çok iyi, şerefli peygambere salât ve selâmı, güzellikle sona ermesi du’asıyla kitaba başlık yaptıktan sonra, devletin sığınağı olan pâdişahın yüce eşiğine ve adâletli Şehinşahın yüce katına âciz kulunun arzuhali budur ki:…” der. (Risâle, s.3). Burada dini kavramların yanında, adalet kavramı da unutulmamıştır.
Koçi Bey Risâlesi,ilk metininde, Koçi Bey Sultan’a bu “uzun lâhiyayı” (raporu) niçin yazdığını belirtikten sonra, ilerde tek tek açıklayacağı sorunların çözümlerini baştan söyler.
“Evvelâ pâdişah hazretlerinin mâlumu ola ki memleket ve millet düzeninin ve din ve devlet kaidelerinin pekiştirilmesinin çaresi, Muhammed şeriâtına bağlanmaktır…
Sonra âlemlerin Rabb’inin bir âmaneti olan reâyâ ve berâyânın ( bütün halk) halleriyle meşgul olup bilgisine göre hareket eden, din bilginleri ve gaza yolunda canını feda eden mücâhid gazileri, haklarında pâdişah hazretlerinin lûtufları meydana gelip her sınıfın iyiliği çok olanlarına riâyet ve şerirlerine cezalar reva görüle…” der.
Eski Sultanların övülmeğe değer, ahlakı ve beğenilen tavırları ile hareket edilmesini padişahtan ister. Bu çözüm önerilerini sonunda pekiştirir ve ;
“Velhasıl, Yüce Tanrı’nın takdiri ile reâyâ ve berâyâ üzerinde zulüm ve sitem def edilir, kaldırılarak zeâmet ve tımar lâyık olanlara verilirse vaktiyle kırk dört bin kılıç vardı, yine denizde ve karada doğuda ve batıda, kimse karşı duramazdı. Şimdi meşru olmayan vâkıflar ve mülk olarak vermeler ve haslar eğer gereği gibi yapılır ve hak sâhibine verilirse nice katılmalar hasıl olup, Allah’ın emriyle yüz bin kılıç meydana gelir.”der. ( Risâle,s.52-53).
Koçi Bey, Sultan İbrahim’e verdiği raporda, kadıların tayininden sorumlu Kazaskere ne söylemesi gerektiğini şöyle açıklar;
“Şefâat ile veya rüşvet ile sakın kadılık vermeyesin. İmtehan eyleysin. Her hangisi lâyık ise ona arzeyleysin” diye tenbih-i şerif lâzımdır.”der. (Risale,s.96). Koçi Bey’in sorunların çözümünde referans noktası ; din, ahlak ve adalettir. “ Sultan din ve devletin koruyucusu, halkın sığınağı olarak algılanır. Böyle olunca o işleri adalet üzere yapmalıdır. Bunu hem din emretmektedir hem de halk istemektedir. Siyaset adalet üzere yapılırsa doğru siyaset olur” der. Koçi Bey, bazen çok kesin açıklamalar yapar, Sultan Murat’ı yönlendirir; “Velhasıl, tımar erbâbı ki din askerlerini seçmelidir, ırgat işini görür oldular. Bu halde, din düşmanın
dan nice intikam alınır, padişah hizmeti nasıl görülür? İşin doğrusu budur.“ (Risâle,s.26).
“Saâdetlü padişahımız hazretlerinden bütün dünya halkının beklediği budur ki bu kesin mânalı delillere göre hareket buyurup mansıbları ehli olanlara vermeğe ve dünya yüzünden rüşveti kaldırmağa güzelce çalışalar.” ( Risâle,s.47).
“Şöhret âfettir demişler,hakikaten büyük âfettir,işlerin doğrusu bu şekildedir” (Risâle,s.51). “Yaramaz adam pek çoktur. Ve bütün yaramazlar iyilerin düşmanıdır. Öyle olunca iyi adam kibrit-i ahmer gibidir. Ona göre korumak gerekir.” ( Risale, s.54).
Koçi Bey, her bir raporun sonunda mutlaka son kararın Sultana ait olduğunu söylemeyi unutmaz. Sultan Murat’a her seferinde farklı ve ayrıntılı ifadeler kullanır; “Bâki ferman, şevketlû, geniş ülkeli, pâdişah hazretlerinindir.” der. ( Risâle,s.26).
Koçi Bey Sultanlara genel bir özetle, şöyle telkinde bulunmaktadır :
“Din ve devlet işlerinde kararlı olunuz, Adil olunuz, Her işi hak edene veriniz, İltimas ve rüşveti kaldırınız, Halkı ezdirmeyin ve ezmeyin, Süs,i sraf, şân ve şöhretten kaçınınız, kötülere karşı çıkınız, iyileri koruyunuz.”.
Oysa Koçi Bey’e göre devlet, adalet üzerinde inşa edilir ve tebaasına sahip çıkar. Devlet ahlaktan,hukuktan ve özellikle,dinden bağımsız değildir.Padişah din ve devletin koruyucusu
mazlum halkın sığınağıdır. Erdem’in temel kaynaklarını ahlak, din, bilgelik, adalet anlayışını içeren hukuk olarak belirlemek mümkündür. Burada adalet anlayışı, ahlak ilkeleri ve dinin ahlaki değerleri birbirini tamamlar.
Koçi Bey, adalet ve erdeme özel bir önem atfeder. Her ikisinin kaynağını İslâm dininde, örflerde ve toplumsal ahlakta görür. Eski padişahların adalet anlayışının ve erdemli davranışlarının model alınmasını ister. Gelenek üzere gidilirse işler doğru gider, çünkü gelenek sağlamdır, tecrübelerin ürünüdür, devletin bekâsını, insanın iyiliğini düşünür. Ona göre, reâyâ ve berâyâyı korumayan, hak ve adaleti gözetmeyen devlet yaşayamaz. Din- özellikle İslam dini- hem ahlakı hem de hukukun adalet anlayışını besler.
Bu nedenle Koçi Bey, özellikle İslam dinine ve ahlakına vurgu yapar. Adaletli olmayı, yani hak edene hakkını vermeyi, işi ehline bırakmayı ve halkı korumayı önerir.
Eğer devletimiz varsa biz de varız,yoksa yokuz. Allah (C.C.) Hazretleri, devletimize, milletimize zevâl vermesin. Devletimizi ve milletimizi pâyidâr kılsın. Âmin, Âmin !..Selam ve saygılarımla…