“KURÂ’N-I KERİM’İ GÜZEL OKUMA YARIŞMASI” ÜZERİNE

Kur’ân okuyucusu bir şovmen adamı değil,
Rabbimizin ilahi kelamını bütün benliğiyle
okuyan kişi ve Peygamberimizin varisidir.
Kur’ân kârîsi (Kur’ân’ı Kerim’i ezberleyen
okuyan), bütün iliklerinde şu ilâhî mesajların
hazzını yaşamalı ve yaşatma gayretinde olmalıdır.
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı
zaman kalpleri ürperir. O’nun
âyetleri kendilerine okunduğu zaman
(bu) onların imanlarını artırır.
Onlar sadece Rablerine tevekkül
ederler. (Enfâl-2).” Yine “Allah, sözün
en güzelini, âyetleri, (güzellikte)
birbirine benzeyen ve (hükümleri,
öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir
kitap olarak indirmiştir. Rablerinden
korkanların derileri (vücutları)
ondan dolayı ürperir. Sonra derileri
de (vücutları da) kalpleri de Allah’ın
zikrine karşı yumuşar. İşte bu Kur’ân
Allah’ın hidayet rehberidir… (Zümer-
23).”
Kur’ân-ı Kerim, öyle yarışmalarda
seyredilecek ve alkışlanacak bir
kitap değildir. Rabbimiz onu bize,
okuyup anlayıp amel edip hayatımıza
uygulamamız için göndermiştir. Hele hele
bir mezarlık kitabı hiç değildir. İnananlar tabii ki
Kur’ân-ı Kerim’i okumalıdırlar. Çünkü Kur’ân
okumak bir ibadettir. Hem de en güzel bir ibadettir.
Biz burada, Kur’ân anlayarak okunmalıdır diyoruz.
Rabbimiz bizlere “Kıraat ediniz” buyuruyor.
Kıraat etmek anlayarak okumak demektir.
“Kur’ân-ı Kerîm’i Güzel Okuma Yarışması”
adıyla sunulan gösterilerin, tenkit edilebilecek bir
çok yönü vardır. Bu yarışmalar, bugün kendini
bitiren medyanın, çevrenin/çağın şartlarına göre
değişiklik gösteren popüler medya kültürünün
formatına göre uyarlanmıştır. Allah (C.C.) Hazretlerinin
bu üstün kelâmı, böyle okutulamaz, böyle
bir konuma oturtturulamaz, bir başka söyleyişle
sıradanlaştırılmaz, basitleştirilmez, gözden düşürülemez,
bir meta haline getirilemez.
Şu gerçeği herkes kafasına iyice sokmalıdır ki
Kur’ân-ı Kerim bir hayat kitabıdır. Kur’an-ı Kerim,
öyle ses yarışmalarının güftesi olarak kullanılacak
bir kitap hiç değildir. Hele hele bir takım magazin
programlarından ilham alınarak yapılan bir yarışma
programı olması hiçbir zaman kabul edilebilir
bir şey değildir. Zaten birçok kesim tarafından da
tepkiyle karşılandı. Elbette buna tepki gösterenler
haklıdırlar. Hatta Diyanet İşleri Başkanımız da
Kur’ân’ın, ses yarışmalarının güftesi olarak kullanılacak
bir kitap olmadığına tepki göstermişlerdir.
Biz acizâne, böyle şatafatlı yarışmalar yerine,
Kur’ân’ın anlamını anlatan yarışmalar tertip edilmesini
öneririz.
Kur’ân-ı Kerim’in, mücadele, doğruluk, şahsî
ve maddî fedakârlıklar hakkındaki o mükemmel
emirleri, bu yarışmalarda, güzel sesle okunan
Kur’ân-ı Kerîm metni, insana zevk veren, insanı
rahatlatan, o muazzam İlâhî sesi içinde neden eriyip
gitmiştir? Kur’ân-ı Kerim’in jürisi Allah (C.C.)
Hazretleri ve meleklerdir. Bu şahıslara indirgenemez.
Kur’ân-ı Kerim, hiçbir zaman ses melodisine
kurban edilemez.
Tabii ki Kur’ân-ı Kerim’in, daha geniş halk
kitleleri tarafından dinlenmesi, mesajlarının ulaştırılması
ve medyanın bir araç olarak istihdam edilmesi
büyük önem taşımaktadır. Ancak bu yapılırken
Kur’ân-ı Kerim’in mesajlarının, tebliğ ve irşad
etmekteki hassasiyeti unutulmamalıdır.
Yıllardan beri, İmam Hatip Liselerinde aynen
medyadaki gibi komisyonlar kurulup
Kur’an-ı Kerim’i güzel okuma
yarışması düzenlenmedi mi? Bu da
Kur’ân’ı bir çeşit güfte haline getirmek
değil miydi? Yine yıllardan beri,
Diyanet’in yatılı-yatısız Kur’an Kurslarında,
özellikle de hafızlık eğitimi
hocaları ve pedagojik formasyondan
yoksun eğiticiler eliyle, Kur’an’ı
anlamak ve anlatmak yerine onu bir
“güfte” haline getirmediler mi?
Kur’ân-ı Kerim’in, güzel bir şekilde
tilâvet edilmesi, tecvid kurallarına
göre okunması, işin uzman kârîler tarafından
mükemmel bir şekilde seslendirilmesi
esas alınmalıdır.Tabii ki
Kur’ân’ın ehil /uzman ve güzel sesli
kârîler tarafından seslendirilmesinin
vicdanlara bırakacağı tesir gücünü
kimse gözardı edemez. Ancak Kur’ân, sadece lafzının
seslendirilmesi ve kutsal metninin yüzeysel bir
anlayışla kırâat edilmesi için gönderilmiş İlâhî bir
kitap değildir. Faaliyetlerini Kur’ân’ın sırf bu iki yönüne
yoğunlaştıran, birey ve topluma yönelik mesajını,
dünya ve âhireti tanzim eden yönünü sosyal
hayata taşımak Müslümanlar için bir görevdir.
Acaba neden hafızların bir çoğu, güzel Kur’ân
okumanın dışında, dini konularda bir şeyler söyleyemiyorlar?
Örneğin sıradan bir Batılı insan ve
Yusuf İslam, Kur’an-ı Kerim’i kendi dilinde okuduğunda
imana gelebiliyor da bizim bu din görevlilerimiz,
tarikatlarımız, cemaatlerimiz,bazı İlahiyatçı
akademisyenler ve İmam-Hatip öğretmenleri meâl
okumanın yoldan çıkaracağını, dolayısıyla meâl
okumamanın daha iyi olacağını yıllardır söylenip
durdular. Onun içindir ki bugün Müslümanlarda
meâl okuma oranı ne yazık ki % 10 civarındadır.
Hiç düşünebiliyor musunuz böyle bir din anlayışı
olur mu? Bu mübarek kutsal kitabın Arapça’sını
okumak, hatmetmek sevap. Ama,Türkçe’sini
veyahut da bir başka dildeki tercümesini okumak
okuyanı yoldan çıkarıyor, insanı yanlış anlamaya
sürükler diyorlar. Hiç böyle bir şey mümkün mü?
Hayır mümkün değil.
Düşününüz ki milyonlarca Müslüman, 90-
95 yaşına kadar yaşıyor, hayatında hiçbir zaman
“acaba benim bu kitabım bana ne söylüyor, neden
bahsediyor ?” demeyip merak edip ne dediğini
okuyup anlamadan ölüyor. Ne vahim bir
şeydir. O zaman bizde diyoruz ki” bu insanlara
Kur’ân’ın anlamını neden öğretmediniz, ey yetkililer
? Niçin? “
Gençlerimizin, hele hele İmam Hatipli ve İlahiyatlı
olanların, büyük bir çoğunluğu, Kur’ân-ı
Kerim’i, belki birkaç kere hatmettikleri halde,
acaba Türkçe’sini neden hatmetmiyorlar? Mesela
binlerce binbir hatimler indiriliyor, bu büyük
bir dindarlık sayılıyor, ama içi-dışı süslü püslü bir
kabda olup evlerinin duvarına astıkları, o Kur’ân-ı
Muciz’ül Beyân’ın içinde ne yazdığını neden birilerinden
okuyunca oluyor da kendisi ölene kadar bu
mesajın anlamını bir kere dahi baştan sona kadar
okumuyor? Acaba bu soruya tatmin edici cevabı
kim verecektir ?
Ama Fransız yazar, Charles Mismer’in bu gibi
sorulara cevap teşkil edecek değerlendirmesi dikkate
şayandır. “Bugüne kadar yeryüzünde görülmüş
en parlak,en âlemşümul, en demokratik ve
bin yıllık bir medeniyetin başlıca ve yegâne âmili
bir Kur’ân esası olduktan sonra, bugünkü Müslüman
cemaatlerinin cehâlet sebebi nasıl olur da İslamiyet’e
dayandırılabilir?”der.
Her evde Kur’ân-ı Kerim’i, özel, yüksek bir
yere koyacaksınız, Onu en iyi hediye olarak kabul
edeceksiniz, onun için en iyi kağıdı ve en iyi kaligrafiyi
(güzel yazı sanatı) kullanacaksınız, onun kapakçıklarını
ve sayfalarını en fantastik süslemelerle
çizerek yarışacaksınız, hatta “ en iyi Kur’ân benim
bastırdığım ( senin Kur’ân’ın iyi de hâşâ diğerleri
iyi değil mi? )” diye reklama gireceksiniz. Ey reklamcılar!..
İyi biliniz ki Kur’ân-ı Kerim’in reklama
ihtiyacı yoktur.
İnanan insanların ilk okuduğu ve öğrendiği
şey Kur’ân-ı Kerim’dir. Fakat bu insanların büyük
bölümü,Kur’ân-ı Kerim’in gerçek manasını
ve önemini öğrenmeden büyür ve yaşlanırlar.
Kur’ân-ı Kerim hiç şüphesiz ki tartışmasız bir semboldür.
Ancak bugün Onu, kanun olmaktan çıkarmışlardır.
Kur’ân’ın okunuş kurallarını/tecvidi yeterince
bilmeyen ya da hiç bilmeyen dinleyicilerden sadece
ses ve melodiye göre, Kur’ân okuyucusu hakkında
puanlama yapmalarını istemenin ne ilimle
ne irfanla ne de iz’anla ve Kur’ân’ın o yüksek ruhu
ile uyuşması mümkün değildir.
Kur’ân-ı Kerim edebiyat değil, musiki değil,
hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil,
bir yaşam tarzı olarak bakmak her Müslümanın
görevidir. Kur’ân-ı Kerim’in yegâne tefsiri hayattır.
Bu da bildiğimiz gibi, Hz. Muhammed (S.A.V.)’in
hayatıdır. Onun hayatı tam da Kur’ân-ı Kerim’in
ta kendisidir. Öyle ise Müslümanların hayatı da
Kur’ân-ı Kerim olmalıdır. Bunun dışında hayat
yoktur.
Müslümanım diyen her insan, önce Kur’ân-ı
Kerim’i anlayarak okuyacak hayatının baş kısmına
ve uygulamaya koyacaktır. Şunu her Müslüman
çok iyi bilmelidir ki “Kur’ân-ı Mûciz’ül Beyân’ı anlamak
farzdır”.
Nitekim yüce Rabbimiz “Sana indirdiğimiz bir
kitaptır.Çok mübarek, bereketli, verimli !.. Ayetlerini
düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar !..
(Sâd -29)” buyurmuşlardır.
Rabbimiz !..Bizleri, Kur’ân-ı Kerim’i okuyup
anlayıp hayatımıza uygulayanlardan eyle. Şekilcilik
bataklığında debelendiğimiz bu günlerde,
Kur’ân üzerinden her şeyi, rakama, sayıya, skora
ve reytinge indirgeyenlerden, Kur’ân’ı bahane
ederek üzerinden prim yapanlardan eyleme. Sana
hakkıyla kul, Sevgili Habib’ine layık ümmet olmayı
bizlere nasip et. Âmin, Âmin, Âmin !.. Devam
edecek.
Selam ve saygılarımla…

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Çelik dadaş 17 Ocak 2022 19:40

    Çok mükemmel bir yazı. Değerli yazarımız yapılması gerekeni Çok güzel yazmış. İşte Kuran bu. Bunun için inmiş. Neden asırlardır gereği yapılıp Kuran'ın ne dediği öğretilmeli? Kuran sadece okunmak için değil anlayıp hayata uygulanmak İçin gönderilmiştir. Sağ ol gardas.