Kur’ân-ı Kerim’in eğitim metodu

Her eğitim sisteminin kendine özgü birtakım ilke
ve metotları olduğu gibi Kur’an eğitiminin de
kendine özgü bir takım ilke ve metotları vardır.
Bu ilkelerden bir kısmı günümüz eğitim sistemlerinin
de kabul ettiği ortak ilke ve metotlar
olduğu gibi bir kısmı da Kuran’a özgüdür.
Zira, amaçsız eğitim olmaz. Bu bağlamda,
Kur’an’ın eğitim anlayışının da kendine özgü bir
amacı vardır. Kur’ân,anlam arayışını ortaya koyarak
başlar. Bu anlam arayışı içinde, Allah’a
ulaşma ve onu tanımanın, Kur’ân eğitiminin ana
hedefi olduğunu görmekteyiz. Kur’an’ın ilk inen
“Yaratan Rabbinin adıyla oku, ayetlerinde
Yaratan Rabbin adıyla okuma emriyle onun
tanınması onaylanmaktadır.
nsanların okumuş olmalarının onların
olgunlaşmaları için yeterli olmadığı gerçeğini ortaya
koymaktadır. Kur’an, okuduklarının gereğini
yerine getirmeyen insanları şu açık ifadelerle
eleştirmiştir: “Kitabı okuyup durduğunuz halde
kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz?
Düşünmez misiniz ?” (Bakara,44).
Kur’ân-ı Kerim’in ayetlerine bakıldığında, eğitimöğretim
ve pozitif ilimlere işaret eden ayetlerin,
750 civarında olduğu görülmektedir. Bu durum
göstermektedir ki Kur’ân-ı Kerim, eğitim ve
öğretime büyük önem vermektedir. Kur’an-ı
Kerim, Mushaf sırasına göre ilk suresinde “Rab”
ismine vurgu yaptığı gibi
(Fatiha-1) son suresinde de
Rab ismine vurgu yaparak
(Nas-1) adeta terbiyeyi yani
eğitimi, hayatın bütününe
yaymak istemektedir.
İnsanın okumaya Allah’ın
adı ile başlaması gerektiği
(Alak-1) ve bu okuma
faaliyetinde insanın kendi
yaratılışını da okuması
gerektiği dile getirilmiştir
(Alak- 2).
Kur’an-ı Kerim’de, ilk
öğreticinin ve eğitimin
kaynağının, Yüce Allah
olduğu ile ilgili birçok ayet
vardır. Örneğin Enbiya
Suresi, 80. ayette, Davut
Peygambere zırh-elbise
sanatını öğrettiği, Alak
Suresi 1-5. ayetlerde
kalemle yazmayı öğrettiği
ve insana bilmediği şeyleri
öğrettiği, Mülk Suresi 26.
ayette, bilginin Allah katında olduğu, bununla birlikte
bilgi sahibi olabilmek için gerekli donanımın
da Allah tarafından verildiği, Neml Suresi 65 ve
Hud Suresi 99. ayetlerde gaybı ancak Allah’ın
bileceğini (Neml-65), peygamberlerin de gaybı
bilemeyeceğini ancak Allah’ın bildirmesiyle
bilebileceğini (Hûd-99) belirtmiştir.
“Rab” ismi Allah’ın, Kur’an’da geçen güzel isimlerinden
(Esma-i Hüsna) biridir. Kur’an-ı Kerim’de
“Allah” adından sonra, 962 yerde geçerek
en çok kullanılan isim olma özelliğine sahip
“Rab” isminin terbiyeci-eğitimci anlamına
gelmesi, Rabbimizin eğitim- öğretime büyük
önem verdiğini göstermesi açısından oldukça
önemlidir. Kur’an-ı Kerim’in ilk sûresi olan Fatiha
Suresinin ilk ayetinde “Rab” kelimesi geçtiği gibi,
Kur’an’ın ilk nazil olan“Yaratan Rabbinin adıyla
oku… Oku! Kalemle yazmayı öğreten insana
bilmediğini bildiren Rabbin en büyük kerem
sahibidir.” (Alak,3-5) ayetleri içinde de “Rab” isminin
geçtiğini görmekteyiz. Hatta bu ayetlerde
öğretimle ilgili olarak okuma ve yazmaya
insanların dikkati çekilirken Allah’ın Rab ismi, iki
kere zikredilmiştir.
Arapça “rab” kökünden türemiş bir kelime olan
ve eğitim anlamında da kullanılan terbiye, artmak
ve çoğalmak manasındadır. “Terbiye, bir
cemiyette yetişmiş neslin henüz yetişmekte olan
nesle, fikir ve hislerini vermesi olarak
tanımlanır”.Kur’ân-ı Kerim öncelikle nazil olduğu
toplumu ve tüm insanlığı içinde bulunduğu kötü
durumdan sıyırıp kendisinin öngördüğü hedeflere
ulaştırmak için maksatlı ve düzenli bir
rehberliği amaç edinmiştir. Allah, insanları ham
kabiliyet ve yeteneklerle yaratmıştır. Bu yaratılışı
eğitim faaliyeti tamamlar. Kuran’a göre aklını
kullanan ile kullanmayan, inanan ile inanmayan
arasındaki farkı ortaya koyacak olan yegâne
faaliyet eğitimdir. Bakımı yapılması gereken
fakat kendi haline bırakılan bir bitkiden verim
elde edilmesi mümkün olmayacağı gibi
eğitimden mahrum kalan bir insanın da verimli
olması beklenemez. Kur’ân’ın bütünlüğü
çerçevesinde eğitimden asıl maksadın kısa vadede
insanın kendine dönmesi, kendini tanıması
ve kendini eğitmesi anlaşılmaktadır. Kur’an’da
eğitimin gücüne vurgu yapan birçok ayette,Yüce
Allah, insanların bir şey bilmeden dünyaya
geldiklerini ancak kendisine verilen duyu
organlarıyla bu cehaleti giderebileceğini (Nahl-
78) belirtmektedir. Ayrıca isterse tabiattan ders
alabileceğini
(En’âm,98-99), doğru ve eğri yolun kendisine
gösterildiğini (Beled-10), haber vermekte ve
insanın bu ayetler doğrultusunda yaşadığı ömür
süresince kendini eğitebileceğine işaret etmektedir.
Kur’an’ın insanı eğitirken en büyük hedefi,
insanın bir bütünlük içinde biyolojik, psikolojik
özelliklerini, içgüdülerini, eğilimlerini,
düşüncelerini ve yaşantılarını yine onun
fıtratından koparmadan, bir yönünü diğer
yönüne, üstün kılmadan dengeli bir şekilde ele
almaktır. Bu şekilde küçük dünyayı eğiten
Kur’ân, aynı zamanda büyük dünya olan
toplumun eğitilmesini de hedeflemiş olmaktadır.
Toplum tek tek bireylerden müteşekkildir. Bireylerin
eğitilmesi, toplumun eğitilmesi, bireylerin
başarısı toplumun başarısı demektir. İslam tarihine
bakıldığında Mekke’de, Hz. Peygamber’in
kendisine inananları iyi eğitmesi, sağlam karakterli
Müslümanlar yetiştirmekle birlikte uzun vadede
Medine’de oluşturulacak toplumun
temellerinin sağlam atılmasına yönelik bir
çabaydı.
Bencillikten uzak bir şekilde, benliğini ortaya
koymaya yönelik bir eğitim olan Kur’an’ın eğitim
anlayışında, kişiye çocukluktan itibaren diğer
insanların da kendisi gibi haklara sahip olduğu
öğretilmelidir. Başkalarının şahsiyetine saygı
duyma anlayışını kendi içimizde kuvvetlendirecek
bir eğitim anlayışına sahip olmadıkça
başkalarının kanaat ve inançlarına düşünce ve
davranışlarına hoşgörüyle bakmak mümkün
olmadığı gibi kendi şahsiyetimiz de çarpık ve
tamamlanmamış olarak kalacak ve eğitimin
toplumsal hedefleri ıskalanacaktır.
Kuran’ın eğitim metodu, salt bilgi yükleme
şeklinde değildir. Çünkü, yalnız bilgi aktarımı
şeklinde yapılan eğitim tek yönlüdür ve eksiktir.
Kur’an eğitimi, bilgi aktarımı
yaparak zihni eğittiği gibi, kalbi
ve ameli yönlerde de bir eğitim
faaliyeti gerçekleştirir. Kur’an
insanı hem ussal hem duygusal
hem de devinimsel yönden
ayrı ayrı fakat birbiriyle
dengeli bir biçimde eğitmeyi
hedefler. Kur’an okudukları
halde gereğini yerine getirmeyen
insanlar için de şöyle
bir teşbih yapmaktadır: “Kendilerine
Tevrat öğretildiği halde,
onun gereğini yapmayanların
durumu, sırtına kitap
yüklenmiş merkebin durumu
gibidir…” (Cum’a-5)
İstek, gönüllülük demektir.
Yapılan bazı araştırmalarda
kişinin herhangi bir konuyu
öğrenebilmesinde en büyük
etkinin o kişinin istenilenleri
öğrenmeye karşı istek
duyması olduğu ortaya
konmuştur .Öğrenmeyi istemek
öğrenme hedefine ulaşmayı da beraberinde
getirir. İsteksizce yapılan bir eğitimde
hedefe ulaşmak ancak bir tesadüfle mümkün
olabilir.
İnsanda öğrenme isteği uyandıracak şeylerin
başında dua gelmektedir. Allah Teâla “Benden
isteyin, dilediğinizi vereyim” (Mü’min-60),”Rabbim,
ilmimi artır!’ de.”(Taha-114), buyurmaktadır.
Kur’an istekli olarak öğrenmeye koşanlara öncelik
verilmesini istemektedir. Hatta Yüce Allah bu
uğurda peygamberini bile eleştirmiştir: “Kendisine
o ama geldi diye Peygamber yüzünü ekşitti
ve öteye döndü. (Ey Muhammed !..) Ne bilirsin,
belki de o arınacak yahut öğüt alacak da bu
öğüt kendisine fayda verecek.” (Abese,1-4). Burada
yüce Allah,öğrenmeye istekli kulunun bu
isteğine cevap verilmemesini hoş
karşılamamıştır.
Öğrenmede istek başarının belki de birinci
şartıdır denebilir. İstek çoğu zaman zorları
kolaylaştırır, isteksizlik de kolayları zor yapar.
Eğitim-öğretim sürecinde istek ve arzunun canlı
tutulması son derece önemlidir. Bu bağlamda
Kur’an’ın, ümidi yitirmemeyi emreden birçok
ayeti hedefe ulaştıran meşru istek ve arzuların
canlı tutulmasını sağlayan mesajlar da içermektedir.
İnsana herhangi bir hedefine ulaşmada
yaşayabilecekleri isteksizlik ve karamsarlıkları
da ortadan kaldıracak bir anlam gücüne sahiptir.
“Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten)
iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.”
(Âl-i İmrân-139).
Eğitim-öğretim etkinlikleri, insanın özel durumuna
göre ayarlanmayı öngörür. Özel durumlardan
kasıt, kişinin fizyolojik ve psikolojik
farklılıklarıyla birlikte sosyal çevre şartlarıdır.
Bunları önemsemeyen bir eğitim sistemi başarılı
olamaz.Kuran’da, eğitimcinin, insanları eğitirken
kim olduklarına, zihinsel, psikolojik kültürel
altyapılarına, bulundukları yer ve zamana göre
takip ettiği metodu değiştirmesi gerektiğine dair
çokça örnek bulmak mümkündür. Mesela “De ki:
Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş
yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol
tuttuğunu, Rabbiniz en iyi bilendir.” (İsra-84).
Ayrıca Kur’an, eğitimciden takip ettiği metotları,
İslam’ın sınırları çerçevesinde olmak şartıyla
modernize etmesini de beklemektedir. Yüce
Allah, insan tabiatının hakikatlerini eksiksiz
bildiği için, insanları muayyen kalıplar içinde
sıkıştırmamış, onlardan güçlerinin yettiği kadar
olgunluğa ulaşmalarını istemiştir.
Kur’an-ı Kerim’de yer alan “De ki : Bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer-9) ayeti, kabiliyet
ve liyakatlere değer vermeyi vurgulayan
başka bir ayettir. İnsanlarını en büyük ve kötü
alışkanlıkları olan içki ve kumar alışkanlığından
uzaklaştırabilmek için, birkaç aşamada, tedrici
olarak azar azar yasaklayan metodun takip
edildiğini görmekteyiz. (Nahl-67, Bakara-219,
Nisa-43, Maide-90). Devam edecek.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.
  • Muhkem dadaş 01 Eylül 2021 18:16

    Biz devlet olarak bu ölçüyü alıp uygulasak çok başarılı oluruz. Ama nereden. Çok harika bir yazı. İnsan defalarca okumak İstiyor.tesekkur ederiz.